Büyük Kubbeli Salonda Yarım Kalmış Bir Hikaye (+SES)


Soğuk mermere dökülürken bedenim yavaşça,
Öfkenin ve aşkının büyüleyiciliği seyrediyor beni,
Artık dağlar kadar yük oluşturuyor beni süsleyen o unvanlar imparatorluğumun sarayında,
Gözlerinden gelen alevli oklar her zaman hedefine ulaşıyor ve ıskalamıyor.

-yine-

Bir direniş arıyor gözlerim kurtuluşa dair,
Ancak yanan tahtımdır tek gördükleri,
Ayakları altında eziliyor bayraklarım askerlerinin,
Kime değse alevler içinde yanıyor, o gözlerin.

Başımda sevdanın celladı dikilmiş,
Kara saçlarına inciler dizilmiş,
Yavaş hareketleri doğru anı kollar gibi,
Son vuruşunun uygunluğuna dair.

Düşen sancaklarımla beraber o bağıran neferler de pes etmiş,
En seçkin lejyonlar ve kahraman çeriler,
Artık onlardan geriye kalan tek şey gözlerindeki son parlayan ışığın karşımda öfkeyle beni izliyor oluşu,
Ve imkansız bir sevdayla.

Bunca yıkımı yakıştıramazdım bu güzel salona,
Sütunlarında aşkın tarihi yazılıydı,
İnce işlemelerle bekliyordu fatihini,
Nereden bilirdi ki barbar bir kavme denk geleceğini?

Son kez ayağa kalkıyorum,
Ele geçirilmiş ve yıkılmış bir kent ne kadar kalkabilirse,
Vücudumun hedefin olduğu gerçeğiyle kanayarak,
Seni durdurmak için.

Elinde tutup savurduğun soğukluğun elmas gibi keskinliğine karşı,
Altının yumuşaklığı ile direnmekten başka imkanı olmayan bu öksüz kente darbe vurmaktan hiç çekinmiyorsun,
Her adımın zafer biliyorum,
Sana kapılarını açık bırakan bu kentte.

Kırık camlarda ve duvarlarda bulunan tasvirler,
Neşeyle toplandığımızda seyrettiğimiz minyatürler,
Renklerini kaybediyorlar yavaşça yanarlarken,
Kudretli imparatorluğumun başkentinde.

-ve-

Etrafımızda senin kudretinden başka bir şey kalmamış,
Askerlerin kılıçları kınlarına,
Sen ise gözyaşlarıyla bedenime yerleştirmişsin,
Dizlerini yanıma çökerek.

Gün aymış ve kuşlar ötmekten hala çekiniyorlar,
Yerde uzanan bu imparatorluğun sahibini kimse tanımıyor artık,
Bir tek onun yanında dizlerinin üzerindeki o korkusuz kraliçeyi herkes biliyor,
İmparatoru yenmişti kahramanıydı kalabalığın.

Yavaşça uzaklaşmıştı ruhum o salondan,
Mahçup malubiyetine değil de, fatihinin gözlerinden dökülen yaşlara üzülerek,
Yükselmişim izlerken seni istemeyerek,
En uzaklara doğru.

Sendeyse acının mükafatı belirmiş gibi,
Tenine renk gelmiş gözlerin oklarını bırakmış,
Sen imparatora yenilgiyi onun kenti sana sevgiyi bahşetmiş,
Yüzün aydınlanmış kutlu kraliçe.

BÜKREK/Yusuf Can Topçu/Kayseri.
 



Yorumlar